Birlikte Büyüyoruz
Üyelik oluşturun, Dinamik11 kodu ile ilk alışverişinizde %10 indirim hakkını elde edin.
Üyelik oluşturun, Dinamik11 kodu ile ilk alışverişinizde %10 indirim hakkını elde edin.
Freud’un yıllık izinlerini yaz aylarında düzenli biçimde kullanması, yalnızca bedensel bir dinlenme ihtiyacından değil, düşünsel bir geri çekilme gereksiniminden de kaynaklanıyordu. Bu pratik, zamanla özellikle Avrupa geleneğinde yetişmiş psikanalistler arasında bir norm halini aldı. Bugün birçok psikanalitik terapistin her yıl aynı dönemde, özellikle 1–31 Ağustos arasında çalışmaya ara vermesi, bu tarihsel alışkanlığın çağdaş bir devamı gibi görünür. Ancak bu tekrar, artık bireysel bir değerlendirme mi, yoksa sorgulanmadan sürdürülen bir gelenek mi? Bu tekrarın altında yatan içsel örgütlenme nedir?
Psikanalitik terapistin yılın aynı döneminde tatile çıkması, ilk bakışta çerçevenin öngörülebilirliğine, sınır koyma kapasitesine veya işlevsel istikrara bağlanabilir. Fakat bir davranışın sabitlik kazanması ve yıllar içinde yeniden değerlendirilmeden sürdürülmesi, psikanalitik olarak bir iç görüyü değil, bastırılmış bir çatışmayı temsil ediyor olabilir. Öyleyse şunu sormak gerekir: Bu sabitliğin arkasında terapistin neyi görmemesi, neyi duymaması, neyi sormaması vardır?
Bazı durumlarda bu sabitlik, reaksiyon formasyon savunmasının bir ürünü olabilir. Kararsızlıkla baş edemeyen bir iç yapı, kararlılığı bir ideal haline getirebilir ve her yıl aynı kararı almak bu idealin tekrar yoluyla pekiştirilmesini sağlar. Başka bir örnekte, içsel değişkenliği tolere etmekte zorlanan terapist, izolasyon savunmasıyla tatil zamanının içeriğini duygudan ayırarak sabit bir zaman dilimini “duygusuz” biçimde düzenleyebilir. Tatil ihtiyacının içerdiği kayıp, boşluk, yalnızlık veya suçluluk gibi duygular, yer değiştirme ile yalnızca bir “hak edilmişlik” ya da “kurumsal uygulama” haline dönüştürülebilir. Bazı durumlarda bu sabitleme, bastırılmış öfke ya da değişime karşı kaygı gibi daha derin çatışmaların hiç temas edilmeden kontrol altında tutulmasını sağlar.
Tüm bu içsel örgütlenme, danışan tarafından doğrudan bilinmese bile aktarım alanında algılanır. Danışan, terapistin esnekliğini yalnızca sözlerinden değil, tutumundan da hisseder. Her yıl aynı tarihte tatile çıkan bir terapist, danışan için yalnızca öngörülebilir değil; aynı zamanda iç dünyası sabitleşmiş, değişime kapalı, kendi iç ihtiyaçlarını es geçebilen biri olarak da algılanabilir. Danışan bu sabitliğe bazen uyum sağlar, bazen idealize eder, bazen de öfkeyle karşılık verir. Fakat çoğu durumda, terapistin kendi içsel alanına mesafesi, danışanın onu ruhsal olarak nasıl konumlandırdığıyla doğrudan ilişkilidir.
Özellikle bazı danışanlar için bu tekrar, terapistin canlı ve bireysel bir figür olma ihtimalini zayıflatabilir. Terapistin tatili artık onun kişisel ihtiyaçlarına değil, mesleki sistemin sürekliliğine bağlı görünür. Böylece aktarım alanında da yaşayan bir özneye değil, işleyen bir mekanizmaya yönelik duygular gelişir. Terapötik ilişkinin sıcaklığı ve farklılıklara açıklığı, sabitliğin içeriğiyle değil ama sabitlemenin sorgulanmamasıyla zedelenebilir.
Bu bağlamda, istikrar ile esneklik arasındaki fark yeniden düşünülmelidir. İstikrar, psikanalitik süreç için elbette vazgeçilmezdir. Ancak istikrar, sabitlik demek değildir. Gerçek istikrar, içeriğin değişmesine açık olan ama yapısal tutarlılığını koruyabilen bir dinamizmdir. Oysa sabit tatil pratiği, kimi zaman esneklik kapasitesinin zayıflığıyla, içsel karar alma alanının katılığıyla ve süperegonun gölgesinde şekillenmiş bir aidiyetle daha çok bağlantılı olabilir. Terapistin mesleki gruba olan bağlılığı, bazı durumlarda kendi içsel sesinin yerini alır. Tatil kararının her yıl aynı biçimde alınması, bireysel bir seçimin değil, gruba uyumun ve dışsal onaya sadakatin göstergesi haline gelir.
Bu durum, yalnızca bireysel bir savunma değil; aynı zamanda mesleki kültürün içselleştirilme biçiminin de bir göstergesidir. Birçok psikanalitik terapist, bu uygulamayı sorgulayan meslektaşlarına mesafeli veya dışlayıcı bir tavır geliştirebilir. Bu da, sabitliğin bireysel değil kolektif bir norm haline geldiği ve düşünmeyi değil, uygulamayı teşvik ettiği bir alana işaret eder. Psikanalitik düşünceyi sürdüren bir yapı değil, onu tekrar eden bir kültür oluşur.
Bu yazı, sabitlik yanlıştır gibi bir hüküm getirmez. Bazı danışanlar için bu sabitlik, geçmişte deneyimlenmiş düzensizlik, kayıp ya da ihmalle çalışmak için bir “dayanıklı zemin” sunar. Dolayısıyla, sabitlik yalnızca dışarıdan katı bir tekrar gibi görünse de, içeride işlenebilir bir tutarlılık deneyimi oluşturuyor olabilir.
Dolayısıyla;
Her yıl alınan bir karar, her yıl yeniden düşünülüyor mu?
Terapist bu kararı gerçekten kendi iç sesiyle mi alıyor, yoksa çoktan içselleştirilmiş bir görev mi yerine getiriliyor?
Psikanalitik düşünce, yalnızca hastanın ruhsallığını değil, terapistin kendi tekrarlarını da çalışmaya davet eder. Bazen en küçük davranışlar iç alanın haritasında derinlikler barındırır.
Yeni yayınlar, etkinlikler ve seçkilerden haberdar olun
Bültenimize katılarak indirim ve haberleri önce siz öğrenin.