Birlikte Büyüyoruz
Üyelik oluşturun, Dinamik11 kodu ile ilk alışverişinizde %10 indirim hakkını elde edin.
Üyelik oluşturun, Dinamik11 kodu ile ilk alışverişinizde %10 indirim hakkını elde edin.
Terapistin Anonimliği
Psikanalitik çerçevede anonimlik, danışanın aktarım süreçlerini kolaylaştırmak ve terapistin karşıaktarımsal tepkilerini düzen altında tutmak için işlevseldir. Danışan, terapisti hakkında ne kadar az gerçek bilgiye sahipse, o kadar çok kendi fantezilerini projekte eder ve çocukluk figürleriyle ilgili duygu ve beklentilerini ortaya çıkarır. Ancak mutlak bir görünmezlik imkansızdır. Terapistin başörtüsü, evlilik yüzüğü, görünür dövmesi olması ya da konumu gibi özellikler bile, danışanın bilinçdışı çağrışımlarını tetikleyen unsurlardır. Bu gerçeklik inkar edilmemeli; aksine aktarımın malzemesi olarak değerlendirilmelidir.
Danışandaki Çağrışımlar
Baş örtüsü, danışanda çeşitli bilinçdışı çağrışımlar uyandırabilir. Kimi için bu koruyucu bir anne figürünü, kimi için otoriteyi, baskıyı ya da ayrıcalıklı bir ahlaki konumu çağrıştırabilir. Bazı danışanlarda ise dışlanmışlık, toplumsal aidiyet sorunları veya kişisel tarihleriyle bağlantılı çatışmaların tetiklenmesine yol açabilir. Tüm bu çağrışımlar aktarımın bir parçası olarak terapiye tezahür eder; baş örtüsü bu açıdan aktarımı aktifleştiren bir uyarıcıdır.
Terapistin Karşıaktarımları
“Terapist de kendi görünür ögelerine dair kendi karşıaktarımsal tepkilerini hissedebilir. Bu tepkiler arasında başörtüsü için fazladan savunma ihtiyacı, toplumsal bir temsil sorumluluğu, görülme-saklanma ikilemi gibi dinamikler öne çıkabilir. Bu nedenle baş örtüsü, yalnızca danışanın değil, terapistin de ruhsal süreçlerinde anlamlar uyandırır. Önemli olan, terapistin bu duyguların farkında olması ve bunları süpervizyon süreçlerinde ele alarak kendi konumunu düzenleyebilmesidir.
Psikanalitik Nötrlük
“Psikanalitik nötrlük, terapistin görünüşüne dair somut gerçekleri görmezden gelmesi değil; bu gerçekleri danışanın içsel deneyimini anlamak için bir alan haline getirmesidir. Baş örtüsü gibi bir unsur, nötrlüğün tamamen bozulması anlamına gelmez. Aksine, terapistin nötr tutumu bu unsurun danışan için ne ifade ettiğini, hangi duyguları harekete geçirdiğini ve hangi aktarım temalarını beslediğini anlamaya odaklanabilmektir. Böylece nötrlük, görünür kimlik öğelerini yok saymak değil, bunları anlamın hizmetine sunmak demektir.”
Danışanın Tepkileriyle Çalışmak
“Baş örtüsü hakkında danışan bir duygu, düşünce veya merak ifade ederse, terapist savunmaya geçmeden, sınırlandırmadan veya önemsizleştirmeden bu durumun danışana ne hissettiriyor olabileceğini danışanla beraber araştırmalıdır. Danışanın sorusu, hissiyatı ya da yorumu, doğrudan bir aktarım malzemesidir. Bu noktada terapistin kimliğini savunmaya yönelmesi ya da didaktik açıklamalarla durumu rasyonelleştirmesi çerçeveyi zedeleyebilir. Oysa terapist profesyonel sınırları koruyarak tartışmayı danışanın içsel anlamlarına götürmeli bu yeterince anlaşıldıktan sonra ise danışanın geçmiş ilişkisel örüntülerine ve aktarım dinamiklerine yönlendirmelidir.”
Karşıaktarımla Başa Çıkmak
“Diğer gizlenemez öğelerin yaratabileceği durumlar gibi baş örtüsünün de terapist için de güçlü çağrışımlar ve yükler barındırması doğaldır. Bu nedenle terapist, kendi kimlik ve değerleriyle bağlantılı karşıaktarımsal yükünü düzenli süpervizyonla ele almalıdır. Aksi halde aşırı savunucu bir pozisyona çekilmek ya da konuya kayıtsız kalarak görmezden gelmek gibi uçlara savrulabilir. Psikodinamik çalışmada terapistin görevi, bu yükleri fark etmek, işlemek ve danışanla kurulan terapötik alana bilinçdışı müdahaleler olarak sızmalarını önlemektir.”
Tarafsızlık Korunabilir mi?
“Baş örtüsü ya da başka bir görünür kimlik öğesi, terapide tarafsızlığın kaybı anlamına gelmez. Bunlar, aktarım ve karşıaktarım süreçlerini aktif tutabilen malzemelerdir. Esas mesele, terapistin bu öğeleri çerçeve içinde işleyebilmesi, danışanın getirdiği anlamları araştırmaya açık kalabilmesi ve kendi karşıaktarımsal tepkilerini süpervizyonla düzenleyebilmesidir. Böylece görünür kimlik öğeleri, terapötik süreci bozmak yerine onu derinleştiren bir imkana dönüşür.”
Kurumsal Sınırlılıklar ve Sessizlik
Günümüz psikanalitik kurum ve derneklerinde, başörtülü terapistlerin formasyona kabul edilme oranları oldukça düşüktür. Bu durum, ülkemizde toplumsal olarak yaygın bir görünürlüğe sahip olan bir kimlik konusu olmasına rağmen akademik ve kurumsal tartışmalara çok az yansır.
Benzer şekilde, tarihsel olarak eşcinsellerin psikanalitik kurumlara kabul edilmesi de oldukça uzun süre gecikmiş; örneğin, Amerikan Psikanaliz Birliği 1991’de üyelik süreçlerinde ayrımcılıktan kaçınma ilkesini uygulamaya koymuş, 1997’de ise “Eşcinsel Hastaların Tedavisi Üzerine Konum Bildirgesi”ni kabul ederek eşcinselliği psikopatoloji olarak sınıflandırmaktan vazgeçmiştir.
Bu örnekler göstermektedir ki, psikanalitik kurumlar toplumsal değişimlere karşı duyarlı olsalar da bu değişim çoğu zaman uzun süreçler sonunda gerçekleşmekte, konu görünür kimlikler olduğunda ise sessizlik ya da gecikme sık yaşanan bir durumdur.
Yeni yayınlar, etkinlikler ve seçkilerden haberdar olun
Bültenimize katılarak indirim ve haberleri önce siz öğrenin.